Devrim İçinde Devrim Denemesi, Kronstadt

Devrim İçinde Devrim Denemesi, Kronstadt

İnsanlık tarihi daima devrimlerle ilerler, bugün insanlığın ürettiği demokratik kurumların ardında, temelinde  daima devrimci bir süreç vardır. İngiliz devrimi, Fransız devrimi, Rus-Sovyet devrimi sayesinde insanlık  ilerlemiştir. Ancak tarihe bütün olarak bakmak, yaşanırken gerçekleşen olayları , trajedileri, acıları görmeyi, düşünmeyi ihmal etmemek ve daima önemsemek gerekli. İnsani yan hiçbir zaman unutulmamalı.

Özellikle devrim dönemlerinde  muazzam çelişkiler ve çatışmalar ortaya çıkar.

Genellikle devrimden sonra iki tipte sonuç görüldü.

Bunlardan daima rastlanılanı karşı devrim, karşı devrimci süreçlerdir. Bu konu üzerinde bu yazıda durmayacağız.

Diğeri de devrimin iç çatışmalarının ve devrimci enerji birikiminin, devrimci kadrolar, devrimci özneler arasında derin yorum farklarından ortaya çıkan  sonuçlarıdır. Elbette bu sonuçlar çok acılıdır, trajiktir. Fransız devriminde söylendiği gibi, “Devrim en çok kendi kadrolarını bitirir”, Robespierre, Danton, Marat, St Just örneklerinde olduğu gibi…

Rusya’da 1917 Şubatında başlayan devrimci süreç, aynı yılın Ekim ayında Bolşeviklerin iktidarı alması ile Sovyet devrimine dönüştü ve süreç içinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kuruldu.

Elbette, Sovyet devriminde de, devrim kendi kadroları  ile uğraştı. Troçki, Buharin, Galiyev, Zinovyev, Kamenev en bilinen  örneklerden bazılarıdır. Ne yazık ki bu hesaplaşma çoğunlukla devrimci hükümetin merkezinde olan eğilime karşı muhalif eğilimin, karşı devrimcilikle, Emperyalizmin ve dış güçlerin ajanlığı  suçlaması ile son bulmuştur. Devrimin en önemli liderleri Sovyet devrimi ilerlerken, karşı devrimci ya da dış güçlerin ajanı iddiası ile infaz edilmiştir.

Devrimlerde bunlar olur, normal mi  diyeceğiz? Olmasaydı demek mümkün, ama gerçekçi değil, alternatif tarih üretmek ise hiç mümkün değil, ancak hiç olmazsa bazı süreçleri anmak ve haksızlık yapıldı ise onları daima haksızlık yapılanlar olarak unutmamak gerekiyor, belki yarınlar içinde yeni mağdurlar oluşmaması için bir yöntem de geliştirilebilir.

Kronstadt devrim denemesi de, ya da isyanı da  bunlardan  birisidir, merkezi Bolşevik hükümeti, resmi düzeyde, bu isyanı dış güçlerin ve emperyalizmin kışkırtmasına bağlamışlardır. Tanıdık geliyor, ama Bolşeviklere, Lenin’e, Troçki’ye de haksızlık etmemek gerek, ülke iç savaştan çıkmış harap haldeydi, milyonlarca insan ölmüştü. Bu tür devrimci dönemlerde her söz, her ses dış  güçlere bağlanabilir. Ama dramatiktir.

O günlere dönelim; 1921 yılı, Sovyetler’de iç savaş bitmişti, iç savaşa katılan sanayi işçisinin önemli bölümü iç savaşta yok olmuştu, Beyaz ordu yenilmişti, ama ülke açlıktan ve hastalıktan kırılıyordu. Açlık nedeni ile köylere dönüş başlamıştı, Bolşevik hükümeti bu süreci durdurmaya çalışıyordu, ancak sorun sadece açlık, ya da ekonomik sorunlar değildi, iç savaş bittiğine ve zafer kazanıldığına göre nasıl devrimci bir yönetim kurulacaktı? Nasıl bir sosyalist demokrasi kurulacaktı? İç savaşın ağır ve uyulması gereken sert koşulları bitmişti ve gözler yeniden devrimin uygulamalarına dönmeye başlıyordu, Kronstadt denizcileri, donanma içinde devrime çok aktif katılmış, hatta bazı zamanlarda öncülük etmiş, dönemin en diri ve devrimci askerlerinden oluşuyordu.

Kronstadt, Baltık donanmasının üssüydü. Donanmada, devrim sırasında komutanlar seçimle geliyordu, ancak iç savaş sırasında hiyerarşi yeniden kurulmuştu ve bu katı hiyerarşi donanma içindeki Bolşevik olmayan devrimciler tarafından Çarlık Rusya’sı modeline geri dönüş olarak nitelendiriliyordu, hatta bu disiplin süreci partili Bolşevikler tarafından da eleştirilmeye başlanmıştı. Sonunda, 15 Şubat 1921’de,  Baltık Filosu Komünist Denizciler Konferans’ında yaşanan bu gerilimler 10 maddelik bir bildiri ile açığa çıktı. Bu bildiride Bolşevik bürokrasisi eleştiriliyor, donanma içindeki siyasi seksiyonun kitlelerden kopuk olduğu, yerel inisiyatifi yok ettiği, partili denizcilerin bile %20’sinin bu bürokratik aygıt nedeni ile filodan ayrıldığı, bu bürokratik ilkelerin daha geniş demokrasi yolunda değişmesi gerektiği yönünde eleştiriler yer alıyordu, bu arada Bolşevik partisinin (adı Rus Komünist partisidir, ancak taraflar net anlaşılsın diye bu şekilde  kullanıyoruz) onuncu kongresi hazırlıklarına başlanmış, delege seçimlerine devam ediliyordu, 1921 Ocağında 5.000 denizcinin partiden ayrıldığı söylenir.

Fakat başka bir gelişme ortaya çıktı, işçi sınıfı içinde grevler başladı, aynı yılın Şubat ayında, Petrograd’da, 23 Şubat 1921 günü işçi sınıfının grevi başladı, 24 Şubat günü grevcilerin sokakta yaptığı gösteriye, o dönemin Petrograd Sovyeti başkanı olan Zinovyev, işçi gösterisini bastırmak için Harp okulu öğrencilerini (Krusonti) gönderdi. Ancak grevler daha da yayılmaya başladı, grevciler, ekonomik taleplerin yanında, söz ve basın özgürlüğü gibi bazı talepler de ileri sürdüler. Zinovyev sertliği arttırdı. Gece 11’den sonra sokağa çıkma yasağı kondu, her türlü toplantı izne bağlandı, bütün Bolşevik parti üyelerine seferberlik  ilanı edildi.

Başında da söylendiği gibi devrim ve iç savaş süreçlerinde büyük kahramanlıklar gösteren Kronstadt denizcileri 26 Şubatta kente gözlemci bir heyet gönderdi, gözlemcilerin raporunu tartışan Kronstadt denizcileri ünlü 15 maddelik taleplerini açıkladılar. Düşündürücüdür bu maddeler, 15 madde, bu maddeleri özetlemeye çalışalım.

–Sovyet seçimlerinin yenilenmesi, seçimlerin gizli oyla ve propaganda özgürlüğü verilerek yapılması.

–İşçi ve köylüler ve sosyalist partiler için söz ve basın özgürlüğünün sağlanması.

–Sendika ve köylü örgütleri için özgürlük ve örgütlenme hakkı.

–Sosyalist partilerden ve işçi-köylü örgütlerinden cezaevinde olan siyasi mahkumların salıverilmesi.

–Tahliyesi geciken ve keyfi tahliye edilmeyen tutukluların dosyalarının incelenmesi için özel bir komisyon kurulması (Bugünün adil yargılanma hakkı kriterlerinden birisi)

–Ordu içindeki siyasi seksiyonların dağıtılması ve hiçbir partinin görüşlerini yayması için ayrıcalığa sahip olmaması, devlet imkanlarını kullanmaması,

–Yalnızca kendi geçimini temin eden, ücretli emek çalıştırmayan köylüler için kendi toprağını ve malını işleme hakkı..

 

Evet bugün için artık tartışılmaması gereken yaşamsal öneme sahip bazı demokratik talepler.

Ne yazık ki uzlaşma sağlanamadı, Kronstadt Sovyeti’nin isyancılar tarafından ilan edilmesi üzerine, 7 Martta Kızıl ordu harekete geçti,

Kronstadt  Sovyeti bir yandan da bildiriler yayınlamaya başladı, özgür Sovyet iktidarını,  Uluslararası İşçi sınıfının birliğini savunan bildiriler, Bolşevikleri, devleti bürokratikleştirdiği yönünde eleştiren  bildiriler.

Mart’ın 6’sında Troçki seslendi, sosyalist anavatana başkaldıranların teslim olmasını, yoksa silah zoru ile bastırılacağını söyledi ve  iki gün sonra, 8 Martta uçak bombardımanı başladı,17 ve 18 Martta Kronstadt düştü. Binlerce kişilik tasfiyeler oldu.

Lenin, röportajında; Karşı devrimci komplo merkezlerinin  bu isyanın arkasında olduğunu, büyük finans tekellerinin isyan için para topladığını, dış güçlerin Kronstadt asilerini kandırdığını, Rus göçmen merkezleri ile Avrupa emperyalizminin belli gruplarının isyanı planladığını savundu.

Aynı şekilde Troçki’de;

Emperyalist basının  Rusya hakkında muazzam sayıda masal anlattığını, bugün artık Baltık filosunun aktif bir rol oynamadığını, bu nedenle insan gücünden mahrum kaldığını, 1917 Ekim devriminde çok büyük rol oynayan devrimci denizcilerin muazzam sayısının azaltıldığını, başka alanlara kaydırıldığını, kalanların ise muharip sınıftan olmadığını, devrimci mücadelede rol almadığını, bu durumda da bunların komplo organizatörlerinin işini kolaylaştırdığını ifade eder, devamında asilerin  emperyalizm ajanları ile işbirliği yaptıklarını belirtir.

 

Kronstadt asileri ise; Ekim devriminde denizcilerin, askerlerin, işçilerin, köylülerin bir Sovyet iktidarı için kanlarını döktüğünü, ancak Bolşeviklerin önce diğer sosyalistleri iktidardan uzaklaştırdığını, sonra işçileri, köylüleri devlet yönetiminden uzaklaştırdığını, Komünist partinin devleti ele geçirdiğini, özgürlüğün inşası yerine bürokratik kurumların Sovyet insanını köle haline getirdiğini, emekçi köylülüğün yok edildiğini, Çeka baskılarının arttırıldığını, kişinin özgür gelişimi yerine, eşi benzeri görülmemiş yeni bir kölelik tipinin ortaya çıktığını, herhangi bir özgür düşüncenin hemen mahkemece cezalandırıldığını görüşleri olarak savundular.

Evet üzücüdür, Ekim devrimi bir iç savaşla mücadele etmiş, bitiminden hemen sonra da Kronstadt isyanı ile karşılaşmıştır. Bolşeviklerin, Lenin ve Troçki de dahil olmak üzere, bu isyanı dış güçlere bağlaması alışılmış bir görüş gibi gelebilir, evet yönetenlerin bir ülkede olan iç sorunun kendi dinamiklerini görmek yerine daima dış güçlere bağlaması alışıldık bir düşünce metodudur. Ancak unutmamak gerekir ki bu yorum tarzı şeklen yanlış olsa da, iç savaştan yeni çıkılmış ve bu iç savaşta çarlık yanlısı Beyaz orduya, Avrupa emperyalizminin her türlü desteği verdiği bilindiğinden, hemen iç savaş bitiminde çıkan bir isyanı da dış güçlere bağlamak mazur görülebilir , bunu yoruma bırakmak daha doğru, ancak koşullar çok sertti, isyancıların demokratik talepleri yerinde ama belki erkendi, tarafsız kalarak yorumlamak zor, ancak isyancıların hiçbir orta yol bırakmadıkları, uzlaşmayı reddettikleri, ya zafer ya ölüm diye yazdıkları da ayrı bir gerçek.

Kim haklı, kim haksız diye tartışmak yerine, olanları iyi değerlendirip, başka bir ülkede, başka bir süreçte benzer dramların yaşanmaması için tarihsel bir deneyim diye bakmak daha yararlı olabilir.

Kronstadt isyanından sonra her türlü muhalefet geçici olarak yasaklandı. NEP denilen yeni bir ekonomik programa geçildi, savaş komünizmi kuralları terk edildi, ama bu isyan Sovyet devrimine ilişkin süreci çok etkiledi, Sovyetler Birliği’nin oluşumunda bu isyanın etkileri daima oldu, konuşulmasa da hiçbir zaman eskisi gibi olmadı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde Yüksek Lisans çalışması yaptı. Avukat.

Yorum yap:

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.