Kardeş Katli

Osmanlı dönemi hakkında, son yıllarda başlayan olağanüstü övgü nedeni ile, tarihi gerçeklerden uzaklaşıldığı gibi eleştirel yöntemlerde bırakılmıştır.  Ülkemizde bulunan akademik geleneğin tek taraflı ve tek görüşlü olarak dönüştüğü ve bu dönüşümünde, günümüzde de sürmesi nedeniyle, hakim duruma gelen  akademik çevreler içinde, Osmanlı döneminde, sanki bir yeryüzü cenneti kurulmuş gibi hikayeleştirilen anlatımların  etkin  hale gelişini izledik, izliyoruz.

Osmanlı dönemi, sadece parlak fetih hikayelerinin geçtiği bir dönem değil, aynı zamanda, en güçlü dönemlerinde bile, son derece kanlı ayaklanmaların olduğu, iktidar  savaşlarının yapıldığı, büyük huzursuzlukların gerçekleştiği, geçmişde kalmış bir dönemdir. Yeni topraklar elde edilirken, Anadolu’ da başlayan isyanların çoğunda, isyancılar Anadolu’da hakimiyet kurmuşlar ve bu isyanlar çok zor bastırılmıştır.

Özellikle bu isyanlar, Osmanlı döneminin en parlak bilinen dönemlerinde oluşmuştur. Çünkü Anadolu halkı yoksul ve vergi ödeyemez durumdadır. Yani tarihin başka bir yönüde vardır.

Elbette hakim anlatım, o dönemde de gerekçe olarak daima dış güçlere bel bağlar. Dış güçler hiçbir zaman iç sorun olmadan, sorun olamazlar. İç dinamik olmazsa, dış dinamikde olmaz, olamaz.

Bırakalım dış güçleri, içeri bakalım, bozulan, çürüyen bürokrasi, yerel ve ödenemez hale gelen vergiler, zulüm, adaletten uzaklaşmış yönetimler. Bu nedenleri görmezsek, hiçbir şeyi de  görmemiş oluruz.

Köroğlu efsanesinin dayanağı bile, Osmanlı döneminde, Bolu çevresinde çıkan bir isyana dayanır. Ya da celallenmek deyimide isyanlardan gelme bir deyimdir. Keza, Kalender insan deyimi gibi, bu da isyanlarda izleri olan deyimlerin içinden gelir.

Osmanlı döneminin isyanların dışında, zalimce olan ve tüm çağlar boyunca zalimce olarak değerlendirilecek bir uygulamada Kardeş Katli uygulamasıdır. Çağında da bir örneği bulunmamaktadır.

Kardeş katli kavramı tarihimizde çok özel yer tutar, aslında dünya tarihinde de özel bir yer tutar. Çünkü akla gelmeyecek ve gelmemesi gereken bir yöntemdir. Osmanlı uygulaması dışında bilinen bir örnek de bulunmamaktadır.

Osmanlıda ki kardeş katli, II. Mehmet (Fatih) döneminde çıkarılmış bir Kanunnameye dayanır. “Her kimesneye ki, evlat ve ahfadından saltanat müyesser ola, karındaşların nizm-ı alem için katletmek münasiptir. Ekser-i ulema tecviz etmiştir. Anınla amil olalar”.

Fatih devlet düzeni gerekçesi ile iktidara geçenin kardeşlerini öldürmesini bu kanun ile düzenlemiştir. İlginçtir, çoğunluk ulema onayladı demektedir, demek ki, ulemanın bir kısmının kendisine bu kanun nedeni ile muhalefeti olduğu anlaşılmaktadır.

Peki bu kanun ile devlet nizamı sağlanmış mıdır? Elbette hayır. Devlet nizamı kanunlarla sağlanmaz, toplumsal adaletle sağlanır. Nitekim Fatih’den sonra, oğulları Cem ile II.Beyazıd savaşır. Sonrasında II.Beyazıd ile oğlu Yavuz Selim savaşır, Yavuz Selim babasından iktidarı savaş yolu ile alır ve babası II.Bayezıd garip bir şekilde ölür.  Kanuni’nin, Yavuz Selim’den zor kurtulduğu söylenir, Kanuni Süleyman, oğlu Mustafa’yı öldürür, böyle silsile devam eder. Görüldüğü üzere devlet nizamı hiçbir şekilde sağlanamamış,  iktidar savaşları devam etmiştir. Yeniçeri isyanları ve padişah değiştirmelerini saymaya gerek yok, biliniyor.

Kardeş katlinin devlet yönetimine kanıtlanabilir hiçbir katkısı bilinmediği  gibi, tarihe kötü bir dönem uygulaması olarak geçmiştir.

Bu uygulama, I.Ahmed dönemine  kadar sürdü, I.Ahmed, bu kanunnameyi kaldırarak, padişahlığın en yaşlı hanedan üyesine geçeceğini düzenlemiştir. Bu düzenleme 1876 Kanuni Esası ile de maddeleştirilmiştir. Aslında mesele, ifade edilen zamanlara kadar Osmanlıda gerçek bir veliahtlık kurumunun olmayışıdır. İktidar babadan oğula geçer. Ama hangi oğula geçer? Bunun kuralı konulmamıştır. Bazen babanın istediği oğul, bazen ilk oğul, bazen gözde olmuş oğul, bazen bürokrasinin istediği oğul, bazen de İstanbul’a ilk gelen oğul iktidarı almış ve padişah olmuştur. Sonra da kardeşlerin hepsi, isyan potansiyeli  olsun ya da olmasın öldürülmüştür.

Peki yaşanılan aynı çağlara bakalım. Yaşanılan çağlarda kardeş katline örnek yok, evet bu çağlarda dünya devletlerinde de iktidar, iktidarı ele geçirmiş ailelerin “hanedanlaşma”‘ sına ve bu hanedanın devamına dayanırdı.

Elbette iktidar savaşları acımasızdı, kardeşler arasında, baba oğul, amca-yeğen, aileler arasında sonsuz bir iktidar  kavgası vardı.

Ancak, bu iktidar savaşlarını yaşamış hiçbir ülkede, hiçbir hanedan mensubu, Devletin bekası gibi, açık ülke işgali dışında, herkese ve yoruma göre değişecek bir soyut kavrama dayanarak, bu uygulamayı getirmeyi aklından bile geçirmedi.

Gerek Türklerin tarihinde, gerekse de başka halkların tarihinde, kısacası bilinen tarihte, iktidar savaşları olmuş olsada, Fatih dönemine kadar dünya bu uygulamayı görmedi, zaten bu uygulama çağında da belirttiğimiz gibi tektir.

Hatta İngiltere’de, 13.yüzyılda, Kral  Richard haçlı Seferleri için  Kudüs’e giderken, ülkeye kardeşi John’u naip sıfatı ile bırakır. Döner yine Krallığı devir alır. Çağdaşı hiçbir ülkede bu uygulama yoktur.

Osmanlıda sadece erkekler padişah olur, kadınların padişah olma hakkı yoktur. Osmanlının en parlak dönemlerinde, İngiltere’de bir kadın kraliçe oluyor (I.Elizabeth) ve İngiltere’yi dünya devleti yapıyor, dünyanın en güçlü donanmasına sahip İspanya’yı yeniyor ve İngiltere’yi dünyanın en büyük deniz devleti haline getiriyor.

Kısacası çağa bakıldığında, büyük devletleri görmek zor değil, unutmamalı, Avrupa’nın kapısı Vienna’dan içeri girilemedi, asıl güçler yenilemedi, denizlerde en büyük rakip, İtalyan şehir devletleri olan Venedik’di, Ceneviz’di. Akdeniz ve Ege dışında, okyanuslara açılamadık, o tipte gemi üretemedik.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Elbette tarihimiz değerlidir, ama tüm yönleri ile değerlendirmek kaydı ile, hamaset yapmadan, küçükde görmeden, olumlu, olumsuz tüm yönleri ile, bilimsel bakış açısı ile bakmak gerçekten anlamanın başlangıcı olacaktır.

Ne yazık ki ülkemizde ve dünyada, kanlı iktidar savaşları, demokrasinin yükselişine ve monarşilerin devrilmesine kadar sürmüştür.

Tarihe baktığımızda, geçmişi anlamalı, ama demokrasinin de değerini anlamalı, bu uğurda mücadele etmiş insanları saygı ile anmalı ve sürekli, kesintisiz demokrasi mücadelesini sürdürmeliyiz.

İnsanlık kardeş katliamlarından, iktidar savaşlarından bugünlere geldi,

Ülke için, insanlık için, daima daha ileriye…

 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde Yüksek Lisans çalışması yaptı. Avukat.

Yorum yap:

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.